Teknik Analiz Kahve Falı mı?

Kategori: Genel Kültür, Teknik Analiz / Yazar: Hakan Demir

Teknik Analiz Bitcoin

Genellikle ekonomistler “Teknik Analiz” için bu yakıştırmayı yapmakta bir beis görmezler. Sebebi ise teknik analizin ciddiye alınacak bir analiz yöntemi olmaması değildir. Bilakis; CFA – Chartered Financial Analyst ve CMA – Chartered Market Technician gibi finans dünyasının yüksek repütasyonlu sertifikasyonları içinde teknik analizin yeri vardır. Hatta CMT tamamen market analitiğine odaklanmıştır. Peki ekonomistler konu bir teknik analistin grafiğe dayalı yorumlarına gelince neden dudak büker? Yılların getirdiği akademik bilinç; üzerine saatlerce konuşup sayfalarca yazabileceği konularda birinin çıkıp 100’ü kırarsa alırım, 98’e değerse satarım basitliğine indirgenmesini mi hazmedememektedir? Ya da bunu hazımsızlıktan ziyade, bir şarlatanın insanları peşinden sürükleyerek para kaybetmesine müsaade etmemek şeklinde yüklendikleri bir misyon sebebiyle mi yapmaktadırlar?

Bu tavrı genellemek çok mümkün sayılmaz. Ancak eline kalemi alıp grafiğin üzerinde “bakın burada fincan burada da kulp var o yüzden de fiyat dudak hizasını geçince fincan mesafesi kadar yükselecek” derseniz ciddiye alınmamanız çok beklenmedik olmaz. Peki ya, karşı sav Leonarda Da Vinci tarafından söylendiği iddia edilen “simplicity is the ultimate sophistication” şeklinde gelişebilir mi? Da Vinci’nin bahsettiği basitlik, bu basitlik midir? Veya sadelik, adına ne derseniz. Fincan ve kulp ile yıllarını ekonomiye vermiş bir profesöre göre piyasa hakkında daha isabetli tahminler yapabilirsiniz belki ama bu sizi bir analist olarak daha muteber, daha başarılı kılar mı? Sadece basit olması da değil bu karşılaştırmayı yaptıran. Fincan kulp yerine sayfalarca kod yazıp, %80 başarı oranları yakalayan algoritmik-trade yöntemleri de geliştirebilirsiniz. Bu yaptığınız da nihayetinde teknik analizdir ve ne kadar karmaşık olursa olsun yine soru aynı olacaktır?

İlk paragraf için birkaç soru bıraktık. Belirtmek isterim ki bu sorular mutlak cevaplar bulmak için değil, üzerlerine düşünmek için varlar. Sosyal bilimlerde matematik kesinliğinde doğru arayışında olan varsa oradan yavaşça uzaklaşılmalı. Orada, sorgulayan beyinden ziyade inanmak isteyen bir beyin vardır. Hadi biraz şu sorduğumuz sorular üzerine düşünelim…

Rothschild
Kumar değil, olasılık savaşı!

Sorgulayıcı bilince sahip sıradan bir septik (Dünyanın 5 aile tarafından yönetilemeyeceğini anlayacak kadar kaotik olduğu kavrayışına sahip olan sıradan insan kastedilmektedir) herhangi bir emtianın fiyatının veya iki ülke arasındaki para biriminin birbirleri karşısındaki değerinin; geçmiş hareketlere dayanarak hesaplanan ortalamalar ile veya bu dataların çeşitli istatistiki yaklaşımlar ile oluşturulmuş algoritmik göstergeleri ile gelecekteki değerlerinin tahmin edilmesi işine şöyle bir 5-10 adım geriden şüpheyle yaklaşır. Kaldı ki; bizler çoğu zaman bu istatistiki verilerin yanı sıra sıradan bir septik için çok daha hurafe görünecek şekilde; fiyat hareketlerinin harmonik dalgalanmalarına, işte birtakım fincanlara kulplara, elmaslara istinaden fiyatın grafik üzerinde çizdiği desenleri referans alarak işlem yapıyoruz. Üstelik yaptığımız bu işlemleri back-teste tabi tutmadan yapıyoruz. Halbuki, uyguladığımız strateji back-test sonuçlarında belki de %40 başarılı. Dolayısıyla biz kazanma ihtimalimizin yarıdan az olduğu bir kumar oynuyor oluyoruz.

İşte böyle bir işlemde teknik analiz ile yapılanları “kumar” basitliğine indirgemek çok yanlış olmaz. Backtest yapmadan, teknik analize dayalı olarak piyasalarda işlem yapmak, ara sokaklarında kaybolduğun bir semtte, öndeki aracı takip ederek ana yola çıkacağını ümit etmeye benziyor biraz.

Yıllarını ülkelerin dış ticaret açıklarının finansmanı konusunda ekonomik yaklaşımlara harcamış, uluslararası finans alanında dirsek çürütmüş bir ekonomiste, fiyat x’ten y’ye gidecek çünkü x noktasında BAT patterni oluşmuş derseniz pekala kendisine size küfretme hakkını vermiş olursunuz. Konuyu temel analiz vs teknik analiz noktasına indirgemeye de çalışmıyorum aslında. Yapmaya çalıştığım şey gerçekten ortalama zekaya sahip herhangi birinin bu teknik analiz yaklaşımları ile borsalarda, para piyasalarında istikrarlı bir biçimde para kazanabileceğini içselleştirdik mi, bunu sorgulamak.

Birçoğunun bu konuda potansiyel cevapları hazırdır. Özellikle cehaletin kutsandığı günümüzde, kestirme yolların, yılların canhıraş mesaileri karşısında kat ettiği mesafe yine bu birçokları için dezenformasyonun başladığı nokta aslında. Bir kere bu sarmala girerse kişi, dünyanın en zengin insanlarının üniversite bitirmediği noktasına kadar bile götürebilir işi. Anlayacağınız çok tehlikeli. Sadece borsada da değil, hayatın herhangi bir alanında kolay yollarla elde edilen maddi, manevi getirilerin bir insanın hayatında yaratacağı tahribat gerçekten tamiri mümkün olmayan boyutlarda olabilir. Bir yaratıcıya veya evrene dua ediyorsanız bence bundan daha güzel dua olamaz. Hak edilmemiş, emek harcanmamış bir kazanca sahip olmamayı dilemek…

Fincanın içinde ne var?

Konuyu çok dağıtmadan; teknik analiz meselesinin akademik çevrede veya ekonomi ve finans alanındaki profesyoneller nezdinde “kahve falı” tadında bir yaklaşımla ele alınmasını anlamamız ve buna saygı göstermemiz gerekiyor. Çünkü bu değerli ekonomistler aslında bizden fincana-kulba takılmak yerine belki biraz fincanın içinde ne var, fincanı kim doldurdu, içindekini kim içecek bunlarla uğraşmamızı bekliyorlar. Çünkü marketi anlamak ancak bu fincanı oluşturan nedenselliğin ekonometrik ölçümleri, politik okumaları, stratejik analizleri ile mümkün. Aksi taktirde; bir örnek verecek olursak, konu, pazarlamasını yaptığı ürünü daha önce kullanmamış, hiç tanımamış, ürün hakkında doğru düzgün bir fikir sahibi dahi olmadan çılgınca pazarlayıp nihayetinde para kazanan bir pazarlamacının yüzeyselliğine benziyor.

Çok ama çok basit ve doğrudan bir çıkarsama devreye giriyor burada. Uyguladığım bu yöntem, para kazandırıyor mu? Kazandırıyor… Öyleyse konuşacak çok fazla bir şey yok. Halbuki tartışılan şey paranın kazanılma yolu değil. Sonsuza kadar 7 kuşak aileni refah içinde yaşatacak birikimi fincan kulp trade ederek biriktirmene kimsenin bir itirazı olamaz. İşe yarıyorsa, yarıyordur… Fakat günü geldiğinde bu fincan ve kulp neden oluyor, bunu senden başka kimse görmüyor mu, hem nedir bu fincan ve kulp allah aşkına diye biri sorduğunda verecek cevabının olmaması sence de çok hazin bir öykü değil mi?

Yukarıda da dedim ya cevap bulmaktan ziyade biraz sözüm ona felsefe yapacağız. Zamanının büyük bir çoğunluğunu ağırlıklı olarak teknik analize dayalı trading yaparak hayatını sürdüren ve kişisel hedeflerine ulaşmaya çalışan biri olarak, bilgisayarın başına geçip mesaime her başladığımda aklımı kurcalayan sorular bunlar. Şimdi buraya kadar teknik analizin basitliğini yermiş gibi görünmüş olabilirim. Halbuki yine belirttiğim üzere mesele teknik analizin basitliği değil. Uygulayıcıların konuyu ele alış şeklindeki basitlik. Teknik analiz esasında derinlere inerseniz, aklın yettiği ölçüde varyasyonlar ile yeni teknikler geliştirmek isteyeceğiniz uçsuz bucaksız bir alan.

Charles Dow Teknik analist
Piyasa ile ilgili tek bir bilgi edinme hakkımız olsa istisnasız hepimiz “fiyat” bilgisini isterdik!

Teknik analizin öncüsü sayılabilecek Charles Dow, Dow teorisinde çok temel bir varsayım üzerinden hareket eder. O da; fiyatın piyasadaki tüm faktörleri içerdiğidir. Bilgide asimetrinin gelişen teknolojiler ile oldukça azaldığı varsayımını, saf bir idealistlikten uzak şekilde kabul ederek, fiyatın tüm faktörleri içerdiği konusundaki mutabakatı, teknik analist için aslında sınırsız imkanlara sahip bir fizikçinin uzayda istediği kadar deneyi, istediği şekilde yapması gibi bir fırsata benzetebiliriz. Elimizde fısıltılar, dedikodular, gerçekleşen haberler var. Gerçekleşen haberlerin satır aralarının okumaları, yayınlanan ekonomik göstergeler ve bu ekonomik göstergelere olan güven var. Gelecekte yapılması planlanan yatırım bilgileri var, büyük paraların hareketinin açıklanma zorunluluğunu getiren kanunlar, denetlenen bilançolar var. Değerlenen varlıklar var ve tabi yine sistemin bu unsurlara güveni var, arz var, talep var. Daha bunlardan çok var. Yani hepsinin merkezinde tüm parametreleri bir arada okumaya çalışarak, bu okumalara bilgi ve tecrübesi sınırında, varlıklarını arttırmak veya korumak üzere kararlar veren insanlar var.

Sonuç tüm bu süzgeçten geçerek elimizde saf bir şekilde kalan ve tüm diyaloğumuzu üzerine inşa ettiğimiz fiyat var. Şimdi bir fiyatın canlanma, genişleme, gerileme ve daralma şeklinde izleyip analiz edebileceğimiz yaşamsal döngüsünü, “burada libra patterni oluşmuş dibin altına stop koy en son tepe noktasına muhakkak geri dönecek o fiyat” şeklinde analiz etmek sizce de biraz basitlik değil mi? Üstelik tüm bunlara daha önceki döngüler gerçekleştiğinde ne olmuş? Bu strateji ile işlem yapıldığında istatistiki olarak ne kadar kazandırmış, ne kadar kaybettirmiş? Kazandırırkenki piyasa yapısı ne imiş? İşlem yaptığımız enstrümanın içerisinde bulunduğu piyasa ile olan ilişkisi, korelasyonu neymiş? Aynı şekilde kaybettirirken ne durumdaymış diye incelemek değerli değil mi?

Hepimizin aklına bu noktada; 2000 yılında Harvard Üniversitesi tarafından Nobel ödüllerinin bir parodisi şeklinde verilen Ig Nobel Ödülünü almış psikolojik çalışma Dunning-Kruger Etkisi gelmiştir diye düşünüyorum. Libra patternini kullanarak piyasada birkaç defa para kazanmış bir trader’a, bu yaptığı işlemleri yukarıda anlattığım derinlikte analiz etmesi gerektiğini aksi taktirde kazançlarının elinden gitmesinin an meselesi olduğunu, ona kazandıran şeyin grafik üzerinde gördüğü bir desenden çok daha karmaşık olduğunu ve eğer bunu anlamazsa aslında elinde değerli bir bilgi olmadığını söylersek, o da muhtemelen bize küfretmek isteyecektir.

Yaptığı işin özü ile ilgili yeterli bilgisi olmamasına karşın, bu işi yaparak para ve itibar kazanmakla ilgili örneklere hayatımızın her alanında denk gelebiliriz. Bu durumun zirve yaptığı alanlardan biri siyaset arenasıdır mesela. Ankara’da bugüne kadar siyaset biliminin kenarından dahi geçmemiş hamaset üzerine kurulu bir diplomasi ile iç siyasette başarı kazanmış yakın ve uzak tarihten nicelerini sayabiliriz değil mi? Diğer yandan ilgilendiği alanda akademik düzeyde çalışmalarda bulunmuş, okumalar yapmış, araştırmalar yönetmiş birçokları ise bu hamasetle kazanılan başarının yanına dahi yaklaşamamaktadırlar. Sebebi malum. Çünkü, topluluk içerisinde çoğunluğun sempatisini kazanmak, çoğunluğun algı dünyasıyla doğrudan ve sarsılmaz bir ilişki içindedir. Kestirme yollar her zaman takdir edilir. Doğasında kurnazlık vardır. İnsanın özündeki bencilliği yansıtır. En kurnaz olanın en zeki ve en başarılı olduğu düşünülür. Biraz sakince yürüyüp etrafını izlemek, olan biten hakkında düşünmek, konuşmak, arada durup geriye bakmak, nereden gelip nereye gittiğini bir daha düşünmek… Bunlar zaman kaybıdır.

Hiç Back-Test yapan ile yapmayan bir olur mu?

Geçtiğimiz sene küçük bir ekip ile kripto para piyasasında, geleneksel teknik analiz yaklaşımlarının back- test çalışmalarını yapmak istemiştim. Kişisel tecrübesizliğim ve ekibin çalışmaya uygun olmaması gibi sebeplerle çalışmamız daha başında başarısızlıkla sonuçlandı. Halbuki kararlı bir şekilde yola çıkmış olsaydık, topladığımız veriler bize kim bilir ne fikirler verecek, hangi yeni araştırmaları yapmamıza, kendi stratejilerimizi geliştirmemize olanak tanıyacaktı. Ama bunu içselleştiremedik. Çünkü diğer taraftan 1 saat içinde %20 hareket eden bir altcoin vardı ve herkes gibi desteğini, direncini çizerek onu trade etmek, hızlıca para kazanmak daha cazip geliyordu. Ayrıca, backtest meşakkatli bir işti. Bir altcoin grafiğinde saatlerce zaman harcayarak geriye dönük testlere tabi tutmaktansa, yüzlercesini tarayıp işlem fırsatı aramak daha akıllıca görünüyordu.

Kısa bir zaman içinde henüz biz bu elbisenin kumaşı değiliz, istediğin şekilde kes, dik bizden o elbise çıkmayacak diye düşündüm. Kripto paralarla olan münasebetim o zamanlarda büyük ölçüde kesildi. Sonrasında back-test çalışmalarına yıllarını vermiş bir ekibin oluşturduğu modifiye stratejiler ile forex piyasasında işlem yapmaya başladım. Şimdilerde ise kendi stratejilerimi geliştirip fırsat buldukça teste tabi tutuyor ve teknik analiz dediğimiz olasılık savaşı içerisindeki iktisadi perspektifimi geliştirmek için her gün çalışıyorum. Dunning-Kruger Etkisi’ni ise kendi üzerimde gözlemlemek müthiş. Yakın geçmişte dahi piyasa üzerine yaptığım bir yorumun aslında çok önemli paradigmaları yok sayarak yapıldığını fark ediyorum ve her yeni gün yeni bir karar verirken veya yorum yaparken “acaba şu an neyi ıskalıyorum” düşüncesi ile bir savaş halindeyim. Büyük huzursuzluktur ama beynin çalışması için bir gerekliliktir.

Tüm bu düşünceleri naçizane toparlayacak olursak. Başta da dediğim gibi “Teknik analiz kahve falı mı?” sorusu cevaplanması gereken bir soru değil. Bu aslında soru bile değil, bu bir alay biçimi esasında. “Pop müzik sanat mıdır? Bilgisayar oyunları olimpiyatlarda yer alabilir mi?” gibi soru görünümlü tartışmalar ne ise aşağı yukarı “Teknik analiz kahve falı mı?” da odur. Sonu başarısızlıkla da sonuçlansa, neyi neden yaptığının bilincinde yapılan her işte olduğu gibi asıl başarı yapılan işi icra edenin hakimiyetinde gizli. Tarih, biraz yakından bakarsanız bu icracıların hakimiyet alanında yaptıkları işten duydukları şüphe ile her gün tekrar sorgulayarak geliştirdikleri ve mümkün olduğunca açık bırakmamak için uğraştıkları çalışmalar üzerine kurulu. Bundan sonrası için, şayet içinize siniyorsa, fincanın içine bakıp oluşan şekilleri bir şeylere benzeterek çalışmaya devam etmek size kalmış…

Puslu Kıtalar Atlası
Puslu Kıtalar Atlası

Yazıyı İhsan Oktay Anar’ın “Puslu Kıtalar Atlası” romanından bir alıntı ile bitirelim.

“Bu dünyada insanların korktuğu tek şey öğrenmekti. Acıyı, susuzluğu, açlığı ve üzüntüyü öğrenmek onların uykularını kaçırıyor, bu yüzden daha rahat döşeklere, daha leziz yemeklere ve daha neşeli dostlara sığınıyorlardı. Dünyaya olan kayıtsızlıkları bazan o kerteye varıyordu ki, kendilerine altın ve gümüşten, zevk ve safadan, lezzet ve şehvetten bir alem kurup, keder ve ızdırap fikirlerinin kafalarına girmesine izin vermiyorlardı. Oysa dünyaya şahit olmanın yolu maceranın kendisinden başka bir şey değildi.Yaşanılanlar, görülenler ve öğrenilenler ne kadar acı olursa olsun, macera insanoğlu için büyük bir nimetti. Çünkü dünyadaki en büyük mutluluk, bu dünyanın şahidi olmaktı.”

.
Hakan Demir

Hakan Demir

Twitter

Arkadaşlarınla Paylaş!